Ruh Sağlığını Etkileyen Faktörler

Kişinin ruh ve beden sağlığı bir bütün olarak etkileşim içindedir. Birini diğerinden ayırmak mümkün değildir. Ruhsal bozukluğu olan bir kişiye sağlıklı denilemez. Ruhsal bakımdan sağlıklı bir insanda aranacak özellikler şunlardır:

• Kişi kendisiyle uyumlu; kaygı, kuruntu ve kuşkulardan uzak olmalıdır.
• Kişi, çevresiyle sürekli ilişki kurabilmelidir. İnsanlara karşı sevgi ve saygıyla davranabilmelidir.
• Kişi kendine güvenmeli, yeteneklerini gerçekçi gözle değerlendirebilmelidir.
• Toplumda yeri ve görevi olduğu bilinciyle yeteneklerini geliştirmelidir.
• Geleceğe yönelik hedefleri olmalı ve bunlara ulaşmak için çaba sarf etmelidir.
• Zorluklarla baş edebilecek güce sahip olmalıdır. Başkalarından bağımsız olarak girişimlerde bulunabilmelidir.
• Yaşadığı çevreye ters düşmeyecek davranışlarda bulunmalıdır.
• Çalışmak kadar dinlenmeyi de başarmalı, kendine eğlendirici hobiler edinmelidir.

Ruh sağlığını etkileyen faktörleri şöyle gruplandırabiliriz.

a. Ruh sağlığını etkileyen kişisel faktörler
Ruh sağlığını etkileyen kişisel faktörlerden bazılarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.
Yaş: Ruh sağlığının yaş ile doğrudan bir ilgisi olmamakla birlikte bazı ruh hastalıkları, belli yaşlarda daha fazla görülmektedir. Çocukluk çağında nadir görülen ruh hastalıkları; ergenlik, menopoz, andropoz ve ihtiyarlık dönemlerinde daha sık görülür.
Cinsiyet: Ruh hastalıkları, bazı cinsiyetlerde daha fazla görülür. Örneğin; depresyon orta yaşlı kadınlarda, alkolizm ise erkeklerde daha fazla görülmektedir. Erkeklerde görülen ruhsal sorunlar ise genellikle kalıcı izler bırakır.
Beden sağlığı: Beden sağlığındaki bozukluklar kişilerin ruh sağlığını da etkiler. Sakatlıklar, uzun süreli hastalıklar gibi etkenler ruh sağlığını bozabilir. Aynı şekilde ruh sağlığının bozulması da beden sağlığını etkiler. Ruhsal sıkıntıları olan kişiler, bedensel hastalıklara daha kolay yakalanırlar. Örneğin; stres ve sıkıntı, mide hastalıklarına yol açabilir.

Kişinin alışkanlıkları: Kumar, alkol, uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklar kişinin ruh sağlığını olumsuz yönde etkiler. Ruh sağlığının bozulmasını istemeyen kişiler, bu tür zararlı alışkanlıklardan uzak durmalı; spor, müzik, edebiyat vb. alanlarda kendilerine hobiler bulmalıdırlar. Zira bu etkinlikler, ruhsal dengeyi korumak için düzenlenen yararlı alışkanlıklardır.

Meslek ve medeni durumu: Kişilerin sevmedikleri veya fazla sorumluluk gerektiren cerrahlık, yöneticilik gibi bazı meslekler, ruhsal dengeleri olumsuz yönde etkileyebilir. İstenen ve arzulanan işte çalışmak ise ruhsal yönden kişiyi olumlu etkiler. İşsizlik ruhsal bunalımlara yol açabilir.
Hayatı paylaşmak, bir amaç için çalışmak, kişiyi ruhsal yönden rahatlatır. Anlaşabileceği bir eş, mutluluklarına ortak olan çocuklar, yaşamı güzelleştirir. Kişiyi ruhsal doyuma ulaştırır. Huzursuz ve mutsuz evlilikler ise ruhsal bozukluklara yol açabilir.

b. Ruh sağlığını etkileyen çevresel faktörler

Ruh sağlığını etkileyen çevresel faktörleri; aile, sosyal, kültürel ve ekonomik durumlar ile özel zorlayıcı durumlar olarak gruplandırabiliriz:
Aile: Aile içindeki şiddetli geçimsizlik, düzensiz yaşayış, aşırı katı ya da gevşek disiplin, ruhsal bunalımı hazırlayıcı etkenlerden sayılabilir. Bunlara ek olarak kardeşler arasında yapılan tercihler, çocuğun ana babadan biri ya da her ikisi tarafından reddedilmesi, ilgisizlik veya aşırı özen görmesi sayılabilir. Çocuğun ayrı bir birey olarak görülmesi, hareketlerinin aşırı derecede kısıtlanması da kişiliğini bulmasını engeller. Bu ve buna benzer engellemeler, çatışmalar, baskılar ve saplantılar gelecekte ortaya çıkabilecek kişilik bozukluklarına yol açabilir. Buna karşılık aile içindeki sevgi, saygı ve hoşgörü, gencin ruh sağlığını olumlu yönde etkiler.
Sosyal, kültürel ve ekonomik faktörler: Gelişmekte olan kişinin ilk sosyal çevresi ailesidir.

Ancak yetişkin bir kişi için sosyal çevre daha geniştir. Okul, iş yeri gibi pek çok alan sosyal çevreyi oluşturur. Özellikle yatılı okul yaşamı, aile ocağından ayrılma, memleket özlemi gibi duygular, kişiyi olumsuz yönde etkileyebilir.

Her insanın bir ailesi, her ailenin de toplum içinde bir yeri vardır. Ailenin toplumdaki yeri; yaşayış biçimi ve toplum içindeki etkinlikleriyle belirlenir. Her aile, toplumdaki yerine göre tutum geliştirmekte ve bunu uygulamaktadır. Bu tutumlar, kişilerin ruhsal dengeleri üzerinde olumlu ya da olumsuz etkiler yaratabilmektedir. Ayrıca okul, iş ve arkadaş çevresindeki tutumlar da kişiyi etkiler. Çeşitli korkuları yok etmede etrafındakilerden dostluk, arkadaşlık gören kişinin ruhsal dengesi olumlu yönde gelişir.
Ailenin geçim koşulları, çocuğun kişiliğine etki eden bir diğer önemli etkendir. Babanın işi, annenin bir meslek dalında çalışması, çocukların okul çağında iken çalışmak zorunda kalması, çocuğun kişiliğini olumlu ya da olumsuz olarak etkilemektedir. Ailenin geliri, ana babanın çocukları ile bir arada bulunma süresi, ailenin sık sık yer değiştirmesi de çocukların ruh sağlığını etkilemektedir. Toplumsal çevrenin değişmesi, birtakım ruhsal uyumsuzlukların çıkmasına neden olabilir. Yeni çevrenin değer yargılarının benimsenmesinde çeşitli güçlükler çıkabilir. Bu durum, kişinin kendisini yeni toplumun bir parçası olarak görememesine, kendine karşı olan güveninin kaybına ve aşağılık duygusunun oluşmasına yol açabilir. Aynı toplum içinde; dinî ve politik baskılar, ırk ayrımları, kötü yerleşim ve yoksulluk gibi etkenler, kişilerde birtakım ruhsal gerilimlerin birikmesine neden olabilir.

Özel zorlayıcı faktörler: Kıtlıklar, depremler ve savaşlar da ruhsal dengenin bozulmasına neden olabilir.

c. Doğal afetlerin insanların ruh sağlığına etkileri

Deprem, sel, çığ, heyelan gibi doğal afetler bireyin yaşam düzenini ve yaşama bakışını altüst eder. Mevcut ruh sağlığını temelden sarsar. Yaşamı tehdit eden bir olayla karşı karşıya kalmak, yakınların kaybı, kurulu düzenin bozulması gibi durumları yaşayan bireyler buna nasıl uyum sağlayacaklarını kavrayamazlar .
Ülkemiz, aktif deprem kuşağında yer almaktadır. O hâlde deprem olasılığı gündemde tutularak depremden korunma yöntemleri ile ilgili bilgiler verilmelidir. Deprem anında alınabilecek önlemlerle yapılması gerekenler uygulamalı olarak halka anlatılmalıdır. Depremden sonra şaşkınlık içinde olan ve ne yapacağını bilemeyen bireylerin düzenli bir organizasyon ile yönlendirilmeleri, mevcut duruma uyumlarının hızlandırılması sağlanmalıdır. Depremi yaşayan kişiler, güvenliklerinin devamına dair edindikleri bütün inançlarını bir anda yitirirler. Önüne geçilemeyen bu durum karşısında kendilerini çaresiz ve umutsuz hissederler. Bu nedenle tüm yayın organlarının yaptığı açıklamaların birbiri ile tutarlı, açık ve net olması depremzedelerin kaygılarının yatışmasında yararlı olacaktır. Bu durum, sosyal düzenin yeniden rayına oturtulmasında bireylerin aktif katılımını da hızlandıracaktır. Bunun aksine birbirini tutmayan haber ve söylentiler, şaşkınlık ve çaresizlik duygularını artırarak zaten karmaşık olan durumu daha da içinden çıkılmaz hâle sokacaktır.
Doğru bilgi kaynaklarına ulaşamayan, bu konuda kendini yetersiz gören bireyler, içinde bulundukları durumun üstesinden gelemeyeceklerini düşünürler. Bu yüzden söylentilere inanılmamalı, doğru bilgi alınacak kaynaklara ulaşılmalıdır. Doğal afetlerde üstesinden gelinemeyecek sorunlarla karşılaşıldığında sağduyulu davranılmalıdır. Rehberlik ve psikolojik danışma merkezlerinden, psikiyatristlerden ve psikologlardan yardım istenmelidir. Bu konuda uzman olmayan kişilerin verdiği bilgilerin insanları telaşa, kaygıya ve gelecek korkusuna iteceği unutulmamalıdır.

Sağlık Kategoriler: 
Etiketler: 

Yeni yorum ekle

Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.